Her şeyde olduğu gibi yemekte de bize dayatılan milyonlarca
önyargı var. Kutsallığından şüphe etmediğim başka bir özel ve tek yarışılmaz
olan anne yemekleri bir tarafa, yemek deyince aklımıza en iyi restaurant ve en
iyi aşçı (bu kelimeyi seviyorum: ) geliyor olsa da, ben köşe başlarındaki
köfteci hastasıyım. Hayatımın unutulamayacağı bir çok tadını sokaklarda
bulmuşumdur. Gerçek, özgün ve egosuz yemeklerin geçtiği yegane mekanlardır
kendileri. Üniversiteye yazılmaya gittiğim sırada Uzunköpru’de ki bir molada yediğim o
köftenin kokusunu halen duyumsayabiliyorum ya da çocukluğumdan fotoğrafladığım
güzel bir anıyla birleşen Alara Çayı’nın kıyısında yediğim o köftenin tadını..
Evet köfteden çokca örnek vermiş olabilirim çünkü bu tutkum kendimi bildiğimden
beri var. Ne de olsa en temel iç güdümüz deyip geçmeyin, benim gibi rutinleri
hayatına sokamayan bir insan için, her ne kadar insani bir rutin olsa da,
gözlerimi zaman zaman sonuna kadar açtıran ve ‘Yok canım bir insan bu kadar
zevk alabilir mi?’ dedirten derecede eğlenceli bir zorunluluk.. Velhasılı kelam hep derim ‘Biz yemeği yutanlardan değil,
yiyenlerdeniz efendim’ diye..
Aralarından seçtiklerim değil denediklerim ve
hissettiklerimi paylaşmak istiyorum. Yeni aldığı deftere özenle bakıp, hiç
birşey yazmaya kıyamayanlardan ya da sadece temize geçmek için kullananlardan değil,
olduğu gibi bütün yaşanmışlıklarıyla yazanlardan olmak istiyorum.. Ben yazarken
zevk alıyorum, umarım birileri de okurken zevk alır.
Bu arada adres vermek en favori işlerimdendir, belki gözünüz
bir tabelaya takılır.. : )
Çok güzel bir ilk yazı... Hangi yemekleri ve hangi mekânları paylaşacağını heyecanla bekliyorum :)
YanıtlaSil